Ana Sayfa / Basından / DİASPORADA YAŞAYAN TÜRKLERİN SAĞLIK SORUNLARI

DİASPORADA YAŞAYAN TÜRKLERİN SAĞLIK SORUNLARI

1960’lardan itibaren başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa’ya çeşitli ülkelerden yapılan bir işgücü göçü olmuştur. Bu emek göçü resmi olarak 1974 yılına kadar sürmüştür. 1990’lı yıllarda yine nüfusun yaşlanması gibi nedenlerle yeniden nitelikli göçmen emeğine duyulan ihtiyacı betimleyen tartışmalar bulunmaktadır. Bu nedenle göçmen işgücü ihtiyacının kısmen azaldığı 1990’li yıllardan sonra basta Amerika olmak üzere Kanada, Avustralya gibi ülkelere göç hareketleri de başlamıştır. Fakat bu dönemlerde ise göçü engellemeye yönelik politikalar öne çıkmaktadır. Özellikle bu dönemlerde bulunan bütün çözümlerin aslında potansiyel göçmen emeğini mekansal olarak aynı yerde tutmaya yönelik olmaktadır. ‘Emeğin göç hareketi’ önüne konan bütün kısıtlamaların temel dayanak noktası mevcut iş piyasası koşullarının değiştirilmemesi olgusundan kaynaklanmaktadır.
Göçmenin taşıdığı nitelikler ne olursa olsun ötekileştirmenin öznesi olmaktadır. Bu sayede arzu edilmeyen kişiler olmak, sıkı kontrollere rağmen ülkeye girmek yasa dışı organizasyonlara yeni çalışma alanları açarken, bir yandan da bu kişileri istihdam edenlere enformel çalışma alanları ve pratikleri sağlayarak emeği daha ucuz hale getirebilmektedir.

KADIN GÖÇMENLERİN KONUMU
Özellikle kadın göçmenlerin yasa dışı insan ticaretinin en önemli öznesi olmaları ve seks işçiliği yapmalarını bu bağlamda ele almak gerekir. Göçmen sınıflaması içine çok farklı gruplar girmektedir. Bu grupların göç edilen bölge veya ülkeye göre farklı biçimlerde tanımlanabilmektedir. Cinsiyet ve meslek grubu ve yaş göçmenlik tasnifinde ayırıcı özellikleri içinde taşımaktadır.

2030’A KADAR YÜZDE 20 ARTACAK
Türkiye’den dünyadaki çeşitli ülkelere yapılan göç, dünyanın göç politikasından kaynaklanan “Misafir İşçi” kavramı ile özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya ekonomisinin yeniden inşa edilmesi ve eski canlılığını kazanması için başlamıştır. Bununla birlikte Türk göçmenler ailelerini de zaman geçtikçe yanlarına almışlar ve böylece büyük bir göç dalgası meydana gelmiştir. 1961 yılının sonunda 7 bin Türk vatandaşı Almanya’da çalışıyordu. 1975 yılına gelindiğinde 1 milyona ulaşan rakamlar, 1995 yılında ikiye katlanmıştır. 2004’te ise Alman vatandaşlığına geçişler sebebi ile bu sayı 1.877.661 kişiye ve 2012’ de 3 milyon sınırına ulaşmıştır. TAVAK’ın araştırmalarına göre 2030 yılına kadar Almanya’daki Türk göçmenlerin sayısının yüzde 16,9 artması beklenmektedir. Almanya´ya göç eden ilk neslin tek amacı, bir kaç yıl çalışmak ve kazandığı parayı mümkün olduğunca harcamadan biriktirip ülkesine geri dönmekti. Böylece ileriye yönelik düşünülen ailelerinin yaşam koşullarını iyileştirmek, hayatlarını güvence altına almak, ekonomik güçlerini yükseltmek ve böylece iyi bir sosyal statüye sahip olmaktı. Hem göç edenin hem de göç edilen ülkenin geçici bir misafirlik olarak baktığı bu göçün gerçekten “göç” olarak algılanması, gereken ve hak ettiği önemi kazanması ancak 90’lı yıllarda gerçekleşmiştir.

SIKI SAĞLIK KONTROLÜ
Almanya’ya gelmek için yapılan başvuruların sonunda başvuranlar diş muayenesine varana kadar oldukça sıkı bir sağlık kontrolünden geçerek uzun yolculuklarına çıktılar. Yapılan bu sıkı sağlık kontrollerinden sonra, o yıllarda Almanyaya giden bu genç neslin sağlıklı olduklarını söyleyebiliriz. Özellikle ilk kuşağın Almanya’da kalıcı olmadıklarını düşünüp bedenleriyle Almanya’da, ruhlarıyla Türkiye’de yaşayarak ikilem içinde kalmaları onları oldukça yıpratan bir durum olmuştur. Bir yandan dil sorunlarının yaşanması, iş ve aile hayatının getirdiği zorluk ve sorunlarla başa çıkamamak, diğer yandan yaşadığı toplumda kabul görememek gibi daha birçok neden zamanla birçok sağlık probleminin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

GÖÇ EDEN İLK NESİL ARTIK EMEKLİ OLDU
2000’li yıllar incelendiğinde yavaş yavaş psikososyal stres durumlarının yaşanmaya başlandığı ve bununla birlikte göçmen aileler için de psikosomatik ve fonksiyonel rahatsızlıklara neden olan çelişkilerin yaşandığı görülür. Ayrıca ekonomik durumlarında yaşanan yükselişe karşın sosyal statülerinde hiçbir değişiklik olmaması, Türk göçmenlerin toplumdan dışlanmalarına neden olmuş ve bununla birlikte onları psikolojik bir baskı altına sokmuştur. Göç eden ilk neslin artık emekli olmasıyla yaşlılıkla gelen hastalıklar, hastaların ve yaşlıların bakım problemleri ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliği sınırları içinde yaşayan göçmenlerimizin artık sağlık sorunlarının her geçen gün arttığını gözlemlemekteyiz. Bu açıdan bu insanlarımızın 1961’den 1994’e kadar Türk ekonomisine yolladıkları dövizler ile katkısını göze almamızda büyük yarar vardır. Ekonomik olarak ülkelerine çok katkısı olan bu insanlarımızın sağlık sorunları ile de ilgilenmek başta Alman devleti olmak üzere Türk devletinin de en önemli görevlerinden biridir.

 

 

 

tarafsiz haberler